TÜRKİYE'DE HİÇ KİMSE İNGİLİZCE BİLMİYOR!!!

Bu sloganı kullanmamızın sebebi; Bugüne kadar gerek bizden ders almak için gelen gerekse seminerlerimize katılan kişilerin yaptığımız seviye sınavını geçememesidir. Bu seviye sınavı; Hayatında hiç İngilizce dersi almamış kişilere, verdiğimiz 7 saatlik eğitimden sonra yaptığımız basit bir sınavdır.

Binlerce saat İngilizce dersi almış, eğitimini İngilizce eğitim veren bir üniversitede tamamlamış, İngiliz dili ve edebiyatı, Mütercim-Tercümanlık bölümlerinden mezun olmuş, senelerce yurt dışında yaşamış hatta İngilizce öğretmenliği yapan kişilerin geçemediği bu seviye sınavını bizim 7 saat ders verdiğimiz kişi yapabiliyorsa biz çok huzurlu bir şekilde bu sloganı kullanabiliriz. TÜRKİYE'DE HİÇ KİMSE İNGİLİZCE BİLMİYOR!!

Türkiye dil öğretimi konusunda sistem çöplüğüne dönmüş vaziyettedir. Her gün yeni bir sistem, yeni bir teknik, yeni bir yol türemekte ama hiç biri başarılı olamamaktadır, olamayacaktır. Çünkü ortaya çıkan bütün saçmalıklar bizim düşünme sistemimize terstir. Düşünce sistemimizle paralellik sağlanmadığı sürece Türkiye İngilizce denizinde boğulmaya mahkumdur. Etrafımızda binlerce kurs, dersane, hazırlık okulu var ama öğrenen, öğrendim diyen kaç kişi var?

Kalıplaşmış 3-5 soruya verilen 3-5 kalıplaşmış cevaptan başka ne biliyoruz? Ne öğrenebiliyoruz? Turistle 5 dakika muhabbet etmek değildir dili bilmek, oval masaya oturduğunuzda "ımmmm-hıımmmm-ıııııııı" demeden her konu hakkında konuşabilmektir.

Bir Azeri, Eskimo, Yunanlı, Pakistanlı, Hindistanlı, Afganistanlı bu dili tabir-i caiz ise çatır çatır konuşurken biz neden "ANLIYORUZ AMA KONUŞAMIYORUZ"

Kuşe kağıda basılmış jan janlı kitaplardaki boşlukları doldurarak dil öğrenilmez.

Türkiye'deki kurs macerasından bir kesit sunalım sizlere: Kalabalık bir caddede, pırıl pırıl dışı sizi içi bizi yakan mekan seçilir. İçeri girilir. Son model eşyalarla donatılmış odalara girilir. Süslü cümlelerle beyniniz yıkanır. Ağzınızdan "tamam kayıt olmak istiyorum" sözcükleri dökülür. Kredi kartı istenir. 12 taksit yapılır. Kredi kartınız yoksa senetler çıkarılır. Bir güzel imzalar atılır. Dersler başlar. Ortam süper. Muhabbetler süper. Kuaförden, güzellik salonundan çıkan öğrenciler toplanır. Derslerin yarısı gır gır şamata ile geçer. Kendi ülkesinde marangoz, garson, manav olan yabancı öğretmenler!!! karşınıza gelir. O söyler siz bakarsınız. Yıllar böyle geçer. Sonucunda başka bir kursta senetlere imza atarken bulursunuz kendinizi. Yada bırakmak istediğinizi söylediğinizde senetlerinizi veremeyeceklerini söyledikleri için mahkeme koridorlarında.

Birilerinin "bacasız sanayisi" olan yerlere destek vermeye devam ettiğimiz sürece İngilizceyi sadece rüyamızda konuşabileceğiz.